OTİZM

Otizm; Sosyal gelişim,iletişim alanında yaşanan yetersizlikler, sınırlı tekrarlayan davranışlar (stereotipi) sınırlı ilgi alanları ile kendini gösteren, Dünyanın her yerinde oransal olarak farklılıklar gözlenmekle beraber görülen, genellikle hayatın ilk 3 yılında ortaya konabilen GELİŞİMSEL bir bozukluktur.

DSM-5 Tanı Ölçütleri:

Toplumsal İletişim Ve Etkileşim

  • Olağandışı toplumsal yaklaşım ve karşılıklı konuşamama,
  • İlgilerini, duygularını paylaşamama,
  • Toplumsal etkileşimi başlatamama ya da toplumsal etkileşime girememe,
  • Toplumsal-duygusal karşılıklılık eksikliği,
  • Sözel ve sözel olmayan bütünsel iletişim yetersizliği,
  • Göz iletişimi ve beden dilinde olağan dışılıklar ya da el – kol hareketlerini anlama ve kullanma eksikliği
  • Yüz ifadesinin ve sözel olmayan iletişimin hiç olmaması,
  • Toplumsal etkileşim için kullanılan sözel olmayan iletişim davranışlarında eksiklikler,
  • Değişik toplumsal ortamlara göre davranışlarını ayarlama güçlükleri,
  • Hayali oyunu paylaşma ya da arkadaş edinme güçlükleri,
  • Akranlarına ilgi göstermeme,
  • Akranlarıyla etkileşim kurma, etkileşimlerini sürdürme ve ilişkilerini anlama eksiklikleri

Kısıtlı, Yineleyici Davranışlar

  • Basmakalıp ya da yineleyici motor eylemler,
  • Yineleyici ve basmakalıp nesne kullanımı ve konuşma (oyuncakları, nesneleri sıraya dizme, ekolali / yankılama, kendine özgü deyişler vb.),
  • Aynılık konusunda direnme,
  • Değişikliklere karşı esneklik göstermeme,
  • Törensel / ritüel sözel ve sözel olmayan davranışlar (örn. küçük değişiklikler karşısında aşırı sıkıntı duyma, geçişlerde güçlükler yaşama, törensel selamlama davranışları, hep aynı yoldan gitme isteği ve aynı yemeği yemek isteme vb.),
  • Yoğunluğu ve odağı olağandışı olan, ileri derecede kısıtlı, değişiklik göstermeyen ilgi alanları (Alışılmadık nesnelere aşırı bağlanma ya da bunlarla uğraşıp durma, ileri derecede sınırlı ya da saplantılı ilgi alanları vb.),
  • Duyusal girdilere karşı çok yüksek ya da düşük düzeyde tepki gösterme veya çevrenin duyusal yanlarına olağandışı bir ilgi gösterme (Ağrı / ısıya karşı aldırmazlık, özgül birtakım seslere ya da dokulara karşı tepki gösterme, nesnelere aşırı dokunma ve koklama vb.)

 

TARİHÇESİ

Genel olarak otizm spektrum bozukluğuna tarihsel seyrine baktığımızda Roma döneminden kalan yazılı kaynaklarda otizm belirtilerini andıran çocuklardan bahsedilmekle beraber günümüze en uygun örüntüleri sergileyen bilgiye 1900 lü yılların ilk yarısında rastlamaktayız. Daha önceleri ruhun şeytan tarafından ele geçirilmesi olarak tanımlanan Otizm ilk kez İsviçreli psikiyatr Eugen Bleuler tarafından şizofreninin belirtilerini tanımlarken 1910 yılında türetilmiştir. Daha sonraları otizm spektrum bozukluğu ve şizofreni hastalığının tamamen farklı kökenlerden meydana geldiği iddiası tıp camiasında daha geniş kabul gördü.

 NEDENLERİ

Otizm spektrum bozukluğunun nedenleri arasında yaygın olan görüş kalıtımsal kaynaklı olduğu yönündedir. Bu görüşün aksi iddialarda ise Otizmin özellikle 1980 li yıllardan günümüze çok hızlı bir artış seyretmesi ve bu artışın gen sapmaları veya kalıtımla açıklanamayacak boyutlarda olduğu görüşüdür. Newschaffer CJ, Croen LA, Daniels ın 2007 de kaleme aldığı yazısında Otizmin oluşmasına ya da kötüleşmesine neden olduğu ileri sürülen çevresel faktörler arasında bazı besinler, bulaşıcı hastalıklar, ağır metaller, solventler, Dizel egzoz gazı, PCBler, plastik ürünlerde kullanılan ftalatlar ve fenoller, pestisitler, bromine alev geciktiriciler, alkol, sigara içme, yasadışı uyuşturucular, ve aşıların etkili olduğu iddiasında bulunmaktadır. Özellikle aşılar üzerine yapılan bilimsel çalışmaların otizme doğrudan veya dolaylı olarak etkisinin olmadığı yönünde sonuçlar vermiş olmasına rağmen ebeveynlerin belirtileri gözlemleme sürecinde aşıların yapılmasından hemen sonraya denk gelmesi düşündürücüdür.

EĞİTİM

Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı ve eğitimin yeri en önemli basamağı oluşturmaktadır. Günümüzde milli eğitim bakanlığının özellikle otizm spektrum bozukluğu olan bireylere yönelik özel eğitim sınıfları, eğitim uygulama okulları gibi alanlarda artarak devam eden eğitim basamakları istenilen seviyede olmasa da hizmetler sunmaktadır. Özellikle aile destekli

eğitimler, Bireyselleştirilmiş Eğitim Planları sayesinde çocuklardaki güçlü ve zayıf yönler tespit edilebilmekte böylelikle güçlü yönlerden yararlanılarak zayıf yönlerin azaltılması ve akranları ile aynı ortamı paylaşacakları Tam Zamanlı Kaynaştırma Eğitimine hazırlanmaya çalışılmaktadır.

Tanı konduktan sonra eğitsel olarak atılacak ilk adımlardan biri olan Bireyselleştirilmiş Eğitim Planının başarılı olabilmesinin ilk ölçütü ise; gerçekçi, ‘okul-aile-çocuk-uzman’ olarak ele alınan disiplin olmasıdır.

Ülkemizde okullarda uygulanan eğitimlerin dışında belli şartlara bağlı kalınarak Destek Eğitim Hizmetleri de sunulmaktadır. Burada aranan şartlar ise Devlet hastanelerinden alınacak olan

*Sağlık Kurulu Raporu

*Bireyin adres/okul unun bağlı bulunduğu rehberlik araştırma merkezince düzenlenen Destek Eğitim Raporu.

Bu iki ön koşulu gerçekleştirebilen bireylerin herhangi bir destek eğitimi veren kurumdan (REHABİLİTASYON) yararlanması mümkün olabilmekte ve haftalık 2 aylık 8 saat bireysel ve haftalık 1 aylık 4 saat grup eğitiminden yararlanabilmesi mümkün hale gelecektir.

Eğitim Uygulamalarında Dikkat Edilecek Konular

Öncelikli olarak eğitimin ailede başladığı asla unutulmamalıdır. Bu noktada profesyonel yardımalınarak hareket edilmeli ve Günlük Rutin Takipleri oluşturulmalıdır. Bu durum çocuğun sorumluluklarını yerine getirmede ve bizimle iletişime geçmekte en çok işimize yarayacak noktalardan biridir. Hangi eğitim türünün öğrenciye daha çok fayda sağlayacağını ise zaman içersinde gözlemlemek mümkün olabilecektir.

 

GÜNCEL TARTIŞMALAR

Otizm spektrum bozukluğunun son yıllarda giderek daha fazla gözlemlenmesi hakkında iki farklı görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden ilki gelişen teknoloji ve imkanlar doğrultusunda daha fazla çocuğun tanılanabildiği tezidir. Bu tezin karşısındaki görüş ve aslında yaygın olan görüş ise artan tarımsal ilaçlamalar, egzoz gazları, aşırı ve doktor gözetimi olmaksızın antibiyotik kullanımı, elektrik aletlerinin yaydığı zararlı iyonlar gibi nedenler sayılabilmektedir.

Ülkemizde Prof. Dr. Ahmet AYDIN hoca ile daha çok tartışılmaya başlanan Beslenme ve Otizm ilişkisi de özellikle üzerinde durulması gereken anekdotlardan biridir. Zira yayınlanan araştırma sonuçları incelendiğinde; özellikle ağır metal olarak isminden bahsedilen Toksik Elementlerin vücutta çok fazla birikmesi, ebeveyn kanalıyla alt soya aktarılması, bağırsaklarda maya ve zararlı bakteri oluşumunun vücutta baş edilebilir seviyelerin çok üzerine çıkması, genetik yatkınlık gibi dikkat edilmesi gereken noktalar ortaya çıkmaktadır.

Konu ile ilgili olarak pek çok beslenme odaklı kitaplar piyasada mevcut olmakla beraber her çocuğa aynı sonucu vermek gibi bir durumdan bahsedebilmek maalesef mümkün olamamaktadır. Bu noktada önceki tecrübeleri iyi bilmek, çocuğunuzu iyi tanımak ve yiyeceklere verdiği tepkileri gözlemleyerek; kendi çocuğunuza en uygun bir diyet listesi hazırlamanın faydalı olabileceği görüşü kanaatimce kabul edilebilir gelmektedir. Genel çerçevede uygulanacak diyet benzerlikler gösterse de ufak uyarlamalar büyük değişiklikleri sağlamaktadır.

Zaman zaman tv kanallarında diyeti çok basite indirgeyen ‘kelle paça içti otizmden kurtuldu’ gibi gerçeği yansıtmayan ifadelere denk gelmekteyiz. Otizm spektrum bozukluğu ne bu şekilde kelle paça ile düzelecek ne de arkası bırakılacak bir problem değildir.

Daha önce de ifade edildiği gibi beslenme konusunda seçici davranılmalı Glüten Kazein diyetleri hakkında bilgi sahibi olunmalı ve tüm bunlarla beraber Parazit, Mantar (Candida) Ağır metal, Nagalase Enzimi tetkikleri yapılarak bulunan zararlıların vücuttan atılması sağlanmalıdır.

Her ne olursa olsun eğitim ve beslenme birbirinden üstün görülmemeli ve birlikte yol alınmalıdır.

*DIŞKI NAKLİ

Bağırsaklardaki bakterilerin sayı ve çeşitliliğindeki değişikliklerin, pseudomembranöz enterokolit ve ülseratif kolit gibi bağırsak hastalıklarından tutun, alerji, Parkinson, Alzheimer, MS, depresyon, otizm, obezite, diyabet ve kansere kadar varan hastalıklara sebep olduğunun düşünülmesi, mikrobiyotayı önemli kılıyor. Tüm tedavilere rağmen yanıt alınamayan vakalarda mikrobiyotanın değiştirilmesi ile ilgili çalışmalarda olumlu sonuçların yayınlanması ise konuyu daha dikkat çekici hale getirmiştir. Otizm konusunda yapılan dışkı nakli çalışmaları ile elde edilen bulguların sevindirici nitelikler taşıması da ayrıca konuyu önemli kılmaktadır.

 

Numan Alp YEKER – Psikolojik Danışman

Comments are closed.

Navigate